18 06 2016

Usui Reiki Süreci

Reiki’yle bilinçli olarak ilk temasımız uyumlama sayesinde gerçekleşir. Uyumlama- nın bizi neden ve nasıl etkilediğini az önce açıkladık. Aura kanallarımızın temizlenmesi neticesinde belirli bir enerji niteliğiyle tema­sa geçmemiz, bilincimizin daha yüksek bir sa- lınıma sıçramasına yol açar.

Bilincimiz bu yüksek salınıma, aniden (ya­şam tecrübelerini atlayarak) girdiği için, öğ­renme süreçli tecrübelerle değişme sürecini de atlar. İşte bu nedenle bilinçte bir tür boş­luk (vakum) oluşur. Bu bakımdan, uyumlama geçiren bir insanda 3 haftalık yoğun bir temiz­lenme süreci başlar. Bu süreç zarfında genel­likle insanın hayatında büyük olaylar ve deği­şimler tezahür ederler. Bunların arasında şun­lar görülür:

İnsanın temel görüşleri değişir, çatışmaları çözülür, bireysel hayatına yeni ilgi alanları gi­rer, bedensel rahatsızlıkları hafifler, iyileşme süreci başlar, kendisi hakkında bilinçlenmesi gelişir, hayatındaki olayları daha büyük bir an­layışla karşılar, buna benzer daha bir çok baş­ka şey oluşmaya başlar.

Uyumlanmada, bilinçte meydana gelen boşluğun (vakumun) doldurulması için, hız­landırılmış bir eğitim süreci başlatılır. Bu ba­kımdan temizlenme sürecine "hızlandırılmış ders programıyla öğrenme süreci” de denile­bilir. Bireyin Birinci Aşama'daki uyumlamada Reiki’yle ilk teması çok olağan bir durumdur.

Reiki’ye uyumlandıktan sonra (bunun Bi­rinci Aşama ya, İkinci Aşama ya veya Üçüncü Aşama'ya olması hiç fark etmiyor), Reiki tera­pilerinde gelişen etkileşimler yaşanır: Reiki’yi düzenli olarak uygulayanlar, düzenli olarak ya­şam enerjisiyle beslenirler. Yaşam enerjisi, uyumlanmaya katılan herkesi daha çok aktif­leştirir; daha üretici, daha yaratıcı, daha özgür ve daha mutlu yapar.

Düzenli olarak Reiki uygulayanlar, giderek derinleşen bir gevşeme haline ulaşabilirler. Özellikle Batılılar, gerilimle gevşeme arasında gidip-gelen ritmik salınımı ihmal ederler ve zıt kutuplardan birisini temsil eden "gevşemeyi” ender yaşarlar.

Genellikle onların günlük yaşamlarına bir koşuşturma, telâş ve heyecan hâkimdir. Batılı birisi boş zamanlarında, (hatta akşamlan bile) her şeyi bir kenara bırakıp yalnız kendisiyle baş başa kalamaz.

Reiki sayesinde bireyin doğal ritmi tekrar dengelenerek kurulur. Gevşeme, derin gevşe­me haline geçer ve zamanla bur bireyin bütün ruh halini pozitif olarak etkiler Bireyin ruhu kendi merkezine yönelir, zihni yatışır, duygu­ları düşünceleri ile uyumlu bir hâl alır. Yani bi­rey yürürken orta yoldadır.

Hepimiz günlük hayatta tamamen polariter (zıt kutuplu) bir bilinç halindeyizdir. Bu du­rum, çatışmaları, hoşnutsuzlukları ve denge­sizlikleri üretir. Genellikle birinden ötekine zıt kutupların en uç noktalarına gidip-geliriz. Ama Reiki’yi uyguladığımızda, gevşer zıt kutuplan dengeleme imkânı buluruz. Ve kendimizi zıt kutuplann tam ortasındaki merkeze yerleştir­dikten sonra, çatışmaların yarattıklan gerilimi azaltarak hayatı bütünlük içinde algılamaya başlarız. Reiki'nin sağladığı bu temel etki çok hoştur.

Gevşeme halindeyken, biraz daha derinle­şip derin gevşeme haline ulaşabilirsek, zıt ku­tupluluğu aşabilir ve varlığın birliğini hissede­biliriz. Bu durumdayken, bilincimiz zıt kutup­lu dünya ile bağlantısını aşar ve ruhumuzun derinliklerindeki zıt kutupluluk-üstü, İlahî özü temsil eden bilinç düzeylerine uzanır. Kendi­mizi, kendi varlığımızla ve dünya ile bir hisse­deriz. Bu gevşeme halinden çıktığımızda, ya­şam gücü toplamış olur ve hoş bir rahatlık his­sederiz. Artık sakin bir zihinle önemli kararlar alabilir, belirli durumlarda daha makûl davra­nabiliriz. Reiki oturumu sırasında sürekli ola­rak değişen el pozisyonlan da artık rahatsız etmez, çünkü Reiki düzenli kullanıldığında el pozisyonlan bilinçdışı ve otomatik olarak de­ğişirler.

Bir Reiki oturumu esnasında, tıpkı başka gevşeme metotlarında olduğu gibi derin gev­şeme haline geçebiliriz. Reiki yolunda ne ka­dar çok ilerlersek, kendimizi Reiki’ye o kadar çok bırakabilir, gevşeyerek merkezdeki po­zisyona geçebiliriz. Bilincimizin frekansı ne kadar yükselirse, kendimizi o kadar derin kav­rayışlara bırakabilir, içimizin derinliklerindeki düzeylerde o kadar ilerleyebiliriz.

Auramızda enerji blokajları olarak beliren bastırılmış geçmiş olaylar, Reiki'nin itinalı et­kisiyle yavaş yavaş çözülmeye başlarlar. Ener­ji blokajları, günlük hayatta nevroz ve zorla- nımlı tutumlar gibi çeşitli şekillerde dışa vuru­lurlar.

Blokajlar, işleyemediğimiz veya çözemedi­ğimiz travmatik olaylar ve çatışmalar nedeniy­le oluşurlar. Travmalar ve çatışmalar genellik­le bilinçdışımızda "gölge "mizin bir parçası ha­line gelirler ve çok acı verici olduklanndan, bi­linçli olarak onları hayatımıza sokmak isteme­yiz. Onlan savunma mekanizmalanmızın yar­dımıyla bilinçdışımıza iteriz.

"Gölge"mizin, hayatımıza girmek için bilin­cimize sızma ısrarında olduğunu biliyoruz. Ama biz bundan kaçınırız, ona engel olmak için çok fazla enerji sarf ederiz. Sarf ettiğimiz bu enerji, aslında yaşamımızdan eksilen bir enerjidir. Bu enerjiyi, travmayı bastırmak için kullanırız. Travmalar çok fazla enerji tükettirir­ler. Ne zaman yaşadığımız travmaya sebep olan benzer bir olay hayatımızda tezahür etse, travmanın enerjisini artırır. Dolayısıyla bir travmayı ne kadar uzun bir süre baskılarsak, onun gücünü de o oranda büyütmüş oluruz. Bu arada "gölge ”miz bizi düzenli olarak trav­manın içeriğine uygun olaylarla temasa geçi­rerek uyarmaya devam eder. Bu durum öyle bir hâle gelir ki, ilgili olayın yükünü duygusal açıdan kaldıramayacak bir hale geliriz.

İşte durum bu noktaya gelmeden blokajla­rımızı Reiki'yle çözebilmemiz mümkün. Bunu, travmatik enerjileri işleyebileceğimiz bir tarz­da, ihtiyatla yaparız. Enerji blokajları çözüldü­ğünde, ilgili enerjilerle yüzleşmek gerekir. Bu, enerjileri kısmen tekrar yaşayacağımız anlamı­na gelir. Ama Reiki’yle, travmayı kendine has bütün duygularıyla tekrar yaşamak zorunda kalmadan, iyileşmeyi başlatabiliriz.

Travma içeriklerinin ne olduğunu, bunların ne zaman dışa vurulduğunu, bunlarla hangi durumların bağlantılı olduklarını tanımlama­mız gerekir. Çok acı verici olmasına rağmen, bu, kaçınmamamız gereken bir işlemdir. Reiki, küçük blokajlan hemen, büyük blokajlan da adım adım çözer. Bireyin, çözülme esnasında aynı durumlarla yüzleşmesi, iyileşmenin en önemli bölümünü oluşturur.

Enerji blokajlarının çözülerek giderilmesi bilincimizde yeniliklere yer açar. Bu boşluklar yaratıcı şeylerle doldurulabilir. Reiki, usul usul gerçekleşen bir dönüştürme sürecidir. Bu süreç, daima bireyin bilincini genişletip fre­kansını yükseltir. Reiki'nin en temel etkisi bu- dur. Reiki, bilinçdışı savunma mekanizmaları­mızı esneterek peş-peşe bütün komplekslerin ve travmaların yukarıya, bilinç alanımıza çık­malarına izin verir. Böylece baskıladığımız şeylerle temasa geçmeyi öğrenir ve onları bi­lincimize entegre edebiliriz. Bizi bütünleşme yolunda özelikle engelleyen şeyler, bilinçdışı baskıladıklanmızdır, bu nedenle onları mutla­ka çözmemiz gerekir. Bunlar, özgür irademizi kullanmamızı engeller, davranışlarımızı kısıt­lar ve ortadaki merkeze, yani kendiliğimize gi­den yolu tıkarlar.

Blokajların üzerinde ne kadar çok çalışır­sak, onlan o kadar iyi çözebilir ve daha özgür bir hayat geçirebiliriz.

Burada bir şeyi daha belirtmeliyim: Belirli bir blokaj veya rahatsız edici bir karmaşıklık üzerindeki bir çalışma, daima dalga biçiminde seyreder. Bu, ilgili karmaşıklıkla bağlantılı olan duyguların ve enerjilerin bilince üşüşme­leri ve yakında geri dönmek üzere, belirli bir süreliğine oradan tekrar ayrılmaları anlamına gelir. Söz konusu durumla bağlantılı olan enerjilerin işlenerek bilince entegre edilme­lerine kadar da böyle sürüp-gider. Bastırılan ruhsal içerikler Reiki’yle bilinçdışında bir kez aktifleştirildiğinde, geri dönüşü mümkün ol­mayan bir süreç başlatılmış olur.

Reiki yardımıyla kişiyi kendiliğine ulaştıran serbest bir kanal edinme hedef alınarak “ken­dini gerçekleştirme yolu" yürünebilir. Bu, bi­reyin kendisini değiştirerek-geliştirmesi anla­mına gelir. Bireyin kendisini gerçekleştirmesi, içindeki İlahî parçanın ve sevginin gerçekleş­mesi demektir. Bu, aynı zamanda bireyselliğin zıt kutupluluğunu yaşayarak geliştirmek ama, kendini de sınırlamak anlamına gelir. Feda­kârlık ve açıklık, kendini sınırlamanın zıt kut­budur. Ama sınırlama olgusu bireyselliği orta­ya çıkarır ve onun bir kerelik oluşunu tayin eder. O yüzden, her iki kutbu da her zaman ritmik ve uyumlu bir şekilde, lâyıkıyla yaşa­mak hedefimiz olmalıdır. Bunu asla unutma­malıyız.

Bir sonraki sayfada verilen grafiklerde, yo­lun başlangıcındaki ve sonundaki kişilik bü­tünlüğünün yapısını görmek mümkündür.

Birinci grafik, kişisel tekâmülünü yerine ge­tirmek amacıyla işe koyulan bir insanın kişilik yapısını gösteriyor. Kişilik yapısı, bütünlüğün sembolü olan daireyle gösteriliyor. Daire, te­mel zıt kutupluluğu; Yin ve Yang ı içeriyor.

Yin ve Yang ın birbirlerinden ayrılmaları, ama aynı anda birbirlerine ait olmaları, "ben’le "kendiliği" birbirlerine bağlayan “S" şeklindeki çizgiyle sembolize ediliyor. “S” şeklindeki çizgi “ben’den “kendiliğe" doğru uzanan ve açılması gereken kanalı temsil edi­yor.

Bilinç ve "ben” dışarıya (dış dünyaya) karşı sürekli olarak korunmaya muhtaçtırlar. Bu ne­denle, "maske kimlik”, yani “persona” sürekli­lik gösterir, aynı zamanda da durağandır. Kişi­sel bütünlükte bilinçdışı da büyük bir yer tu­tar. Kişisel bilinçdışı ile bilinci birbirlerinden ayıran çizgi, kesin ve sabittir. Bu güçlü savun­ma mekanizmalarının varlığını gösterir. Bunun yanı sıra, kişisel bilinçdışının yapısı ve içeriği, bu alandan geçerek "kendiliğe” uzanan kanalı

bloke edebilecek tarzdadır.

Kişise! bilinçdışında yer alan yaralar ve ne­gatif yüklü resimler "kendiliğe" uzanan kanalı doldurarak tıkarlar. Yapısından dolayı kişisel bilinçdışındaki bütün resimler birbirleriyle bağlantılıdır, dolayısıyla yapılacak bir çalışma­da bütün alanlar birlikte işlenmelidirler. Çün­kü her şey birbirleriyle örülmüştür ve karşılık­lı olark etkileşimdedirler.

Ortak bilinçdışında da aynı şey olur: Haya­tımızda enerjetik güçleriyle öncelikli bir yere sahip olan arketipler ve arketip özellikli re­simler, bozulan projeksiyonları nedeniyle “ben" ile "kendilik” arasındaki kanalı kapatır­lar. Kendilik, Yin ve Yang ın birliğini ve bütün­lüğünü simgeler.

Psikolojik anlamda bu, anima ve animusun birliği ve bütünlüğü demektir ve insanın ta­mamlanması sonucunu verir.

Yin ve Yang, dört temel öğenin arketip özellikli enerjilerini meydana getirirler. Bu ar­ketip özellikli enerjilerden, Astroloji’nin de açıklamaya çalıştığı ve yine arketip özelliği ta­şıyan oniki enerji doğar. Bu enerjilerden de, birbirlerine örülerek bağlanan başka enerjiler meydana gelirler. İnsan, kendi bireysel haya­tında bulunan önemli özellikteki arketipleri incelemeli ve açıklamaya çalışmalıdır.

Bireyselleşme Yolunun Sonunda Ruhsal Bütünlük Şeması

Bireyselleşme yolunda yürüdüğümüzde, kişisel bütünlüğümüz kendisini değişik bir bi­çimde dışa vurur. Bunun için 2. grafiğe baka­bilirsiniz: "Ben", artık "maske kimliğe” ihtiyaç
duymaz ya da onu çok ender olarak kullanır, çünkü kişisel gelişimle birlikte artık sosyal çevre de değişmiştir. Maskesiz iletişimlere sa­hip olan insanlarla temas kurmak bir gerçeklik halini almıştır. Bu aşamada maske-kimlik bir olayın veya bir durumun üstesinden gelmek için çok ender olarak kullanılır.

 

Genişleyen bilincimiz sayesinde, güncel tecrübeleri yaşarken, eskiden bastırdığımız deneyimleri göz önünde bulundurup onları bozulmadan yargılayabildiğimiz için çok daha makûl bir şekilde davranırız. Kişisel bili nçdışı- mız, ruhsal bütünlüğümüzün çok küçük bir bö­lümünü kapsar ve önemsiz görüp kolayca unuttuğumuz hatıraları, bilgileri ve enformas­yonları içerir.

Savunma mekanizmaları da kalktıklan için, bilinçdışının zengin enformasyon içeriği, bi­linç tarafından "ben”e çok daha kolay olarak fark ettirilebilir.

Ortak bilinçdışı alan taranarak işlendiği, “kendiliğe” uzanan kanalı tıkayan arketip özellikli resimler tanımlandığı ve projeksiyon­lar da geri çekilerek alındıkları ve entegre edildikleri için, kişiliğin bütünlüğü simetrik ve dengeli bir hâl alır. Yin ve Yang birbirlerini dengeledikleri için kanalı açık tutarlar: Bu du­rum, tekamülün hedefidir. Tabii bu hedef bir idealdir. Ama unutmamak gerekir ki, idealler gelişime rehberlik ederler.


 

77
0
0
Yorum Yaz