09 06 2016

Usui Reiki Giriş - 5

Bilinçdışının katmanlarında, kişisel bilinç- dışının yanı sıra, bireyi etkileyen, ama doğru­dan kendi yaşam öyküsüyle izah edilemeyen, ruhsal içerikler de yer alırlar. Bu ruhsal içerik­ler, her insanda bulunur ve herkesi etkiler. Bu ruhsal içeriklerin varlığı, ancak insanoğlunun geçirdiği tarihsel gelişimle açıklanabilir. Bu içeriklere "arketipler” ya da “arketip özellikli resimler" deniliyor. Bilinçdışında bu arketip- lerin bulunduğu alana da "kollektif bilinçdışı” adı veriliyor.


 

KOLLEKTİF BİLİNÇDIŞI VE ARKETİPLER

Daha önce de belirtildiği gibi, kollektif bi- linçdışı, doğrudan bireyin yaşam öyküsüyle ilişkilendirilerek açıklanamaz. Kollektif bilinç- dışmdaki içerikler, bireyin "ben"ine ait bir ka­rakter taşımaz ve onun kişisel deneyimleriyle oluşmaz. Bunlar kollektif bir arka plânın kap­samında deney öncesi (a priori) varolan içerik­lerdir (“a priori” felsefede, "denenmeden ön­ce varolan” anlamında kullanılıyor).

Bütün insanlarda ruhsal yapıdan kaynakla­nan belirli davranış ve fonksiyon biçimlerinin aynı olmalan, bu içeriklerin kollektif olduğunu gösterir. İnsanlann bazı belirli durumlarda benzer şekilde düşünmeleri, hissetmeleri ya da gösterdikleri âni reaksiyonların benzerliği, bilinçdışı kökleşmiş kollektif nitelikli davra­nışlardır. İnsanlann tehlike anlannda, meselâ yangın gibi bir olayda içgüdüsel olarak göster­dikleri reaksiyonlar vardır.

Tehlike anında gösterilen bu reaksiyonlar her insanda aynıdır. Bu durumda bir Afrikalı da, tıpkı bir Avrupalı gibi tepki verir. Gösteri­len bu reaksiyonlar, her yerde ve her zaman, her insanda geleneklerden bağımsız ve ben­zer niteliktedir.

İşte bu ortak nitelikli modeller İnsanî yaşa­mın temelini oluştururlar. Dünya üzerinde bu­lunan bütün varoluş biçimleri bu model siste­mine dahildir. Birbirlerinden çok farklı olan in­sanlar vardır, ama hepsinin yapısal modeli aynıdır. Mesela dünyada farkh cinste atlar bu­lunur, ama onlann da yapı plânı, yani at olma- lannı belirleyen yapı modeli birdir. Her to­hum bir gün bitkiye dönüşür, çünkü onun bit­ki olarak büyüyeceği bir yapı modeli vardır.

İşte bu, görebildiğimiz ve algılayabildiği­miz her şeyde de tıpkı böyle cereyan eder. Her şeyin temelinde bulunan ve onu kapsa­yan bir yapı modeli mevcuttur Plato, bu yapı modeline "idem" adını vermişti. Bizler yapı modelinin ya da plânının kendisini bütünüyle fark edemeyiz, ama farklı modellerin dünya­mız üzerindeki bireysel biçimlenmelerini gö- rüp-seçebi liriz.

Kollektif bilinçdışı da aynen böyle bir yapı modelini oluşturuyor. Bu yapı modeli her in­sanda aynı olduğu için, kollektif bilinçdışı "ar- ketip” özelliğini taşıyor. Bu modelin içinden bölümler seçilerek alınıyor ve ayn arketipler olarak incelenebiliyor.

Arketipler bir tür eksen sistemi oluşturur­lar, yani bir tür model yaratırlar. Bu eksen sis­teminde, arketip özelliğine sahip olan resim­ler yer alırlar. Bu resimler (veya görüntüler) bilinçdışında yer alan güç merkezleridir. An­cak çoğu kez arketiplerle, arketip özelliği taşı­yan resimler birbirleriyle örtüşmezler.

Meselâ, bir atın arketipi ele alındığında, bununla modelin bütünü elde edilebilir. Bu modelden de atlar oluşurlar, ama yine de at- lann herbiri birbirlerinden farktı ve kendileri­ne özgü olurlar. İnsan, çevresini ve çevresinde bulunan atlan resimler şeklinde algılar, ama çok eskiden günümüze kadar birbirlerinden farklı görünüşlere ve davranışlara sahip olan çok sayıda atı algılamış olduğundan, bilinçdı- şında, atlarla ilgili çok farklı resimler bulunur.

Bu resimlere, atlarla geçirdiği tecrübeleri de eşlik ederler. Bu nedenle bu resimler içeriklerine göre kendi aralarında gruplandırı- labilirler. Meselâ, hükmedilemeyen bir aygır­la, zaptedilemeyen bir başka at biraraya geti­rilebilirler. Bu gruplardaki resimlerin hepsin­de aynı olan öze "arketip özellik" denilir. Son­ra bu arketip özellikli resimler atın temel arke- tipleri olarak kayda geçer ve kalıcı olurlar. Her arketip özellikli resmin belirli bir gücü ya da enerjisi vardır. Bu resimlerin taşıdığı gücü ya da enerjiyi, insanların atlarla yaşadıkları tecrü­beler belirler.

Tekrar edelim: "Kollektif bilinçdışı”nın for­mu, evrensel bir modeldir. Bu modelde, insa­noğlunun yaşadığı tecrübeler, belirli bir güce ve enerjiye sahip resimler olarak kollektif bi­linçaltına kaydedilirler.

Her arketipte ve arketip özelliği taşıyan her resimde aydınlık bir taraf olduğu kadar, karanlık bir taraf da vardır. İki zıt kutbu birleş­tirdikleri için arketipler zıt kutuplu yapıda olurlar. Dolayısıyla arketip özellikli resimler arketipin hem aydınlık, hem de karanlık yanı­nı yansıtırlar. Bütün İnsanî tecrübeler, bu alan­da kayda geçer ve kendi ilgili oldukları arketip alanını zenginleştirirler

İnsanın bir arketipin gerçek yapısını anla­ması mümkün değildir. Çünkü modelin bütü­nünü (tamamını) görmek hiç bir insana bahşe- dilmemiştir.

Arketipler içerikleri açısından değil, biçim­sel olarak belirlenmişlerdir. Bir arketipin içeri­ği, kendini arketip özellikli resimlerde göste­rir, ama bunlar da sürekli bir değişim halinde­dirler. Bunu örneklendirerek tekrar açıklaya­lım:

Bir ressamın yaptığı resimler onun izlenim­lerini ve duygularını, kısacası hayata bakış açı­sını yansıtırlar. Diyelim ki ressam, yaptığı bütün resimleri duvara asmak istiyor Bunun için önce metal çubuklara ihtiyacı oluyor. Ön­ce metal çubukları duvarda sabitliyor. Çubuk­ların bazılarını yatay, bazılarını dikey ve bazı­larını da çapraz olarak tutturuyor. Böylece du­varda bir model oluşturuyor. Meselâ dört kö­şeyi birbirlerine bağlayarak bir kare oluşturu­yor. Artık metal çubuklarla oluşturduğu mode­le resimlerini yerleştirebilir. Bu işleme geç­meden önce, resimlerini içerikleri açısından gruplandırıyor. İlk olarak ebeveyniyle yaşadı­ğı tecrübelerini yansıtan resimleri bir araya getiriyor, sonra sırasıyla diğer resimleri üze­rinde konu içeriklerine göre aynı işlemi yapı­yor. Arkadaşlarıyla ilgili tecrübelerini yansıtan resimleri de bir araya getirip-düzenliyor. Ebe­veyn konulu resimlerini karenin bir köşesine yerleştiriyor. Pozitif tecrübelerini ifade eden resimlerini, negatif tecrübelerini ifade eden resimlerinin soluna asıyor. Diğer resim konu­larında da aynı işlemi uyguluyor. Sonunda re­simlerin tamamını duvara asmış oluyor. Res­samın bütün hayatı ve o güne kadar geçirdiği bütün tecrübeler asılan resimlerde ifade bu­luyor. Ressamın baktığı her resim, onda belir­li bazı duygulan ve bilinçdışındaki bazı güçle­ri harekete geçiriyor. Bir resim onu hüzünlen­dirirken, bir diğeri onu neşelendirebiliyor ve hatta bazıları onu motive edebiliyorlar.

İşte kollektif bilinçdışı da, tıpkı bu ressam örneğinde gördüğümüz gibi işler. Farkı yara­tan, sadece kollektif bilinçdışındaki içerikle­rin, insanoğlunun zamanın başlangıcından be­ri geçirdiği tecrübeleri koruyarak kapsamasın­da ve yansıtmasındadır. Verdiğimiz örnekte, arketipleri ressamın kullandığı metal çubuk­lara, yani bir nevi eksen sistemine benzetebi­liriz. Bu eksen sisteminin içinde arketip özel­likli resimler yer alırlar. Meselâ eksen sistemi­nin bir köşesinde insanların bu güne kadar ebeveynleriyle geçirdikleri tecrübeleri yansı­tan resimler yer alır, diğer bir köşede ise in­sanların Yaratan ile yaşadıkları tecrübeler bu­lunurlar.

Bu resimlerin bir kısmı pozitif, bir kısmı da negatif tecrübeleri ifade ederler veya pozitif ya da negatif duygulan çağrıştıran bir içerikte­dirler. İşte kollektif bilinçdışım da tıpkı bu şe­kilde zihnimizde canlandırarak anlamamız ge­rekir. Tüm insanlığın tecrübeleri orada resim formunda kayıtlı ve bu resimler insan bilincini etkilemeyi sürdürüyorlar. Hatta, "bu resimler, insanlık bilincinin temelini oluşturuyorlar" de­mek daha yerinde olur. Arketip özelliği taşı­yan bir resim, bir insanın bilinç alanına geçti­ğinde, o insan bundan etkilenir. Ama bu resim ancak o insanın bilinci buna izin verirse ya da dışarıdan uyaran bir etken varsa onun bilinci­ne sızabilir.

Ebeveyn arketipi buna iyi bir örnektir. Bu arketip, anne ve baba arketipi olarak ikiye bölünmüştür: İnsanlık tarihinin akışında ebe­veynlere dair belirli arketip özellikli resimler gelişerek ebeveyn arketipine kaydolmuşlar­dır. Bir arketipin oluşumu daima zıt kutuplu­dur. Yani onun bir aydınlık, bir de karanlık yö­nü bulunur. Ebeveyn arketipinin aydınlık yö­nünde (başka özelliklerin yanı sıra), çocukları­nı sevgiyle ve saygıyla büyüten ve onları göze­ten ebeveyn resimleri vardır. Bu arketipin ka­ranlık yönünde ise (başka özelliklerin yanı sı­ra), çocuklarını gözetmeyen, onlara bakmayan ya da kötü davranan, sevgisiz olan ebeveyn resimleri yer alır.

Arketip oluşumundaki karanlık ve aydınlık resimler hakkında verilen bu örnek, mevcut bir çok örnekten sadece birisidir. Arketipte kayıtlı hangi görünüm bilince sızma yolu bulu­yorsa, o görünüm bilinç düzeyinde etkili olur. Meselâ annesiyle yaptığı bir tartışma sırasın­da, anneye ait negatif arketip özelliği taşıyan bir resim uyarılarak aniden çocuğun bilinç ala­nına sızabilir. Eğer tartışma kavga doğrultuluy- sa, buradaki negatif görünüm aktifleşir. Çocuk kötü bir annenin arketip görünümünü ta içinin derinliklerinde hissedip, bunu kendi annesi­ne uyarlayıverir. İşte bu andan itibaren, artık o, annesini gerçekte olduğu gibi algılayamaz. Çünkü bilinçdışındaki arketip özellikli resim, algılarına hükmediyordur. Ve bu resim, insa­noğlunun geçirdiği anne ile çocuk arasındaki tüm negatif tecrübelerin toplamıdır. İşte arke­tip etkilerinin temelinde bu vardır.

Arketiplerde insanlığın geçirdiği tüm tecrü­beler, resimler şeklinde kayda geçmişlerdir. Ve bunların içerikleri, zamanla birlikte zengin­leşmiştir. Arketip özelliği taşıyan bu resimler bilince sızarsa, oradaki etkileri yıkıcı olabilir. Bütün kültürlerde arketip özellikli resimlerin motifleri aynıdır. Onlara efsanelerde, masal­larda, gizemcilikte ve dinî ritüellerde her za­man rastlamak mümkündür. Babanın, anne­nin, bilgenin, animanm, animusun, değişi­min... arketipleri vardır.

Birkaç arketipi daha örneklendirerek ta­nımlamak istiyorum, çünkü bunlar insanın ge­lişimi üzerinde çok büyük bir öreme sahiptir­ler. Özellikle Reiki Üçüncü Aşama dan sonra, yani Reiki Üstatlığı Aşaması ndan itibaren bu resimlerin incelenmeleri çok yararlı olur. Bire­yin, Reiki’yle gelişim yolunda ilerlerken özel­likle iki arketip üzerinde yoğunlaşıp onlan iş­lemesi gerekir. Bunlardan birisi erkek birey için "anima” İkincisi ise kadın birey için “ani- mus” arketipidir (yani "eril" ve "dişil" prensi­bin arketipleridir). Kollektif bilinçdışı her in­san için eşit önemdeyse de, arketiplerin bi­reylerin hayatlanndaki etkileri farklı olur. Bu etkiler bireyin yaşam ihtiyaçlarına bağlı olarak değişirler. Dolayısıyla, hangi arketiplerin daha


 

fazla önem taşıyacağını ve hangi arketip özel­likli görünümlerin sürekli olarak bilince sıza­cağını bireyin yaşam öyküsü belirler.

"Anima" ile “animusun” önemi (yani dişil ile eril prensiplerin arketipleri) her insan için aynıdır. Ama bu arketiplerin görünümlerinin bilince sızma ölçüleri ve şekilleri kişiden kişi­ye farklıdır. Her iki arketipin insan üzerindeki etkileri kesindir. Ve bu etkiler çoğunlukla ne­gatif ve yıkıcı özellikler taşırlar. Çoğunlukla iş­lenmedikleri için ham kalırlar ve fark edilme­den, insan hayatını ömür boyu belirlerler. Bunlar kendilerini iki şekilde belli ederler, in­san ya onların gücünü ve sesini kendi içinde hisseder ya da onlan başkalarına yansıtırken fark eder. İnsan ruhunu, deniz ile dalgalar sembolünü kullanarak açıklayabiliriz: Deniz, ruhun bütünlüğünü temsil eder. Hareket eden dalgalar da, denizin yüzeyinde sivrilerek "ben’’i, bilinci ve kişisel bilinçdışını temsil ederler. Sivrilen dalga uçlannm zeminini, al­tındaki engin ve devasa boyuttaki deniz oluş­turur. Dalgalar, bu denizde (kollektif bilinçdı- şında) meydana gelirler; yani kaynaklan bu denizdir. Ve sivrilen her dalganın ucu, aynı denizin içinde bulunan öteki her şeyle bağ­lantılıdır. Dalga hareketlerini yaratan güce de “kendilik" denilir.

Bilinç Alanları Şeması

Kollektif bilinçdışı                       Kişisel bilinçdışı

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

  • Anima (Eril Prensip)

Anima arketipinde, bilinçdışı ruhun çeşitli­liği yansır. Bu, en güçlü arketiplerden birisi­dir. Anima, ruhsal hayatın ve erkeğin bilinçdı- şında yer alan dişil yanın bir arketipidir. Er­kekte bulunan bütün ruhsal dişil özellikleri o temsil eder. Bütün hevesler, keyif halleri, huy­lar ve mizaçlar, tüm duygular, sezgiler, doğa­nın anlamı, sevme yeteneği, mantık üstü algı­lama yeteneği ve benzeri özellikler animaya aittir.

Aynca anima, bilinç ile bilinçdışı arasında­ki ilişkiyi de yaratıcı bir hâle getirir. Anima, er­keğin, annesiyle veya dişi muhataplanyla olan ilişkilerini veya mücadelelerini geliştirir ve dişi atalannın bütün tecrübelerini içerir. Bu tecrübeler erkeğe arketip özelliği taşıyan bazı resimlerle gösterilirler. Bunlar kişiselleşerek, hayallerde, rüyalarda veya vizyonlarda ortaya çıkarlar.

Bunlar insanın günlük bilincini de etkileye­bilirler. Örneğin bir erkek annesiyle çoğunluk­la negatif tecrübeler yaşamışsa, bu onun ani- masının negatif tecrübelerle şekillenmiş oldu­ğunu gösterir. Bu durumda erkek, animasını depresif bir mizaçla, memnuniyetsizlikle, ça­buk öfkelenmeyle, aşın duygusal davranışlar­la veya aşın duyarlılık göstererek yaşayacaktır. Bu durum erkeğin, üzerinde kontrol sağlaya­madığı bir düşkünlük (obsesyon) haline de dönüşebilir. Böyle bir anima, erkeğe, sürekli olarak yetersiz olduğunu fısıldar.

Negatif bir anima sonuçlan itibariyle er­kekte iktidarsızlık korkusu doğurabileceği gi­bi, onu melankolik bir süreçten sonra derin bir depresyona da sokabilir. İşte bu, animanm tehlikeli yanıdır. Eğer tespit edilerek işlen­mezlerse, bireyin bilincini yaşamının sonuna kadar etkilemeyi sürdürürler. Animanın pozitif görünümünde ise girişkenlik, sempati, uyum­luluk, bağlılık ve benzeri nitelikler bulunur.

Anima, erkeğe ait bir arketiptir. Bir erkek ne zaman kendisini etkileyen bir kadınla kar- şılaşsa, anima kendisini bu erkeğin varlığında yeniden gerçekleştirerek, onu büyüleyici ve heyecanlandırıcı bir şekilde etkiler. Erkekler, bilincinde olmadan kendi varlıklarındaki ani- mayı özellikle belirli kadınlar üzerinde yansı­tarak yaşarlar. Örneğin animalannı bir sokak kadınına, evlenmiş oldukları eşlerine, annele­rine, kız kardeşlerine ve benzer kişilere yönel­tirler. Bazen bilincinde olmadıkları bu dişil yönlerini içten içe bazı olumsuz duygu durum­larıyla da yaşayabilirler.

Bu nedenle, negatif animanın işlenmesi gerekir. Animayı işlemek için, önce onun bi- linçdışmda yer alan serbest bir güç olduğunu kabul etmek, sonra kişisel rüyaları, vizyonları, hayalleri, mizaçları ve duygulan ciddiye almak gerekir. Bir sonraki adımda, bunları sırasıyla örneklemek gelir: Resimlerle, elişleriyle, yazı­larak veya benzeri uğraşlar aracılığıyla bunlara kendilerini ifade etme olanağı sağlanmalı ve bu yolla, ne söylemek istedikleri öğrenilmeli­dir. Bu psikolojik süreçten sonraki en önemli adımda ise, bireye Reiki yardımcı olur:

Ona animanın “bilinç” olmadığını ve "ben”den farklı olduğunu gösterir. Birey ani- masmdan aynlıp-uzaklaştıkça, öteki insanlara yansıttığı içerikleri adım adım geri çekip en­tegre etmeyi öğrenir. Anima, ondan aynlıp- uzaklaşmayı öğrenen bireyde (bu birey erkek­tir) yıkıcı etkisini terk eder. Animayı işledikten sonra erkek birey temaslarında gerçekçi olur.

  • Animus (Dişil Prensip)

Erkekteki animanın karşılığı kadındaki ani- mustur. Şu âna kadar anima hakkında ne söy­lenmişse, hepsi benzer şekilde animus için de geçerlidirler. Ama burada birkaç önemli farkı belirtmek gerekir: Animus, kadının varlığında­ki erkek yönü temsil eder. Animus kendisini, kesin ve değişmez olan inançlarda ve kanaat­lerde gösterir. Bu kanaatlerin dışa vurumu, belirli bir duygusal soğukluk ve dik kafalılıkla seyreder. Animus, babanın veya erkek muha- taplann yarattıklan dış etkilerle şekillenir ve kadının dikkatini cezbeden her erkeğe yansır. Negatif bir animus, içten içe kadına sürekli olarak, kendisinin ümitsiz bir vaka olduğunu, hayatta hiçbir şeyin hiçbir zaman değişmeye­ceğini fısıldar. Yani negatif animus, devamlı olarak ümitsizliği ve anlamsızlığı iletir. Pozitif animus ise kendisini, kadının yaratıcı nitelik­lerinde, inisiyatif alma özelliğinde ve zihnin­deki berraklıkta ifade eder.

Animanın ya da animusurı fısıldadığı içsel sesler, bireyin bilincine sızarak yaşamında be­lirleyici olurlar. Bu durumda birey, iç seslerin ve bunlarla bağlantılı olan duygu ve düşünce­lerin kendisine ait olduğunu zannettiği için “ben”i giderek bu iç seslerle iyice özdeşleşir ve bunlan objektif olarak irdeleyemez bir hâ­le gelir. Birey sonunda hiç kastetmediği şeyle­ri söyleyip-yaptığını farkeder.

  • ► Eril Ve Dişil Prensiplerin Arketipleri

Bireyin varlığındaki karşı cins yönünü ince­ledikten sonra, sıra, kendi hemcinsiyle olan yönünün irdelenmesine gelir Çünkü insan, ancak varlığındaki dişi ve erkek prensipleri birlikte gerçekleştirebilirse, tamamlanmış bir insan olur. Bu nedenle, hem kadın dünyadaki ilk dişi yönünün, hem de erkek dünyadaki ilk erkek yönünün ne olduğunu kendi içinde


 

keşfetmek zorundadır. Bu iki arketip, çalışma­nın ilk basamağını oluşturur.

Aynı zamanda bu iki arketip bütünleşerek bireyin "kendilik arketipi”ni oluştururlar. Ken­dilik, bireyin dişi ve erkek özelliklerini eşit öl­çüde birleştirir Bu durum, Yin ve Yang ın bir­liği, yani Yin ve Yang ın “ortak yaşamı” anlamı­na gelir.

Erkek birey, kendinde resimleriyle birlikte (diğerlerinin yanı sıra), arketip özelliği taşıyan bilge görünümü; üstün, yetenekli, tecrübeli yaşlı adamı, azizi ve üstadı incelemelidir. Ka­dın birey ise, kendindeki kadın varlığını bütün görünümleriyle (imgeleriyle) açıklayan arketip özelliği taşıyan resimlerin ve imgelerin gücüy­le çalışmalıdır: Bilge kadını, tecrübeli yaşlı ka­dını, azizeyi, tannçayı incelemelidir. Bu so­mut çalışma sayesinde, kadın ve erkek, olma­ları gereken hâle gelirler: Erkek, temel erkek ve dişi yönlerini kabul ederek, bunları hayatı­na entegre eder ve tamamlanmış bir erkek olur. Kadın ise, hem içindeki erkek yönlerini keşfederek ortaya çıkaran, hem de kadınlığını yaşayan birey olur. Böylece erkek ve kadın ta­mamlanarak, varoluşlarındaki her görünümü birleştirirler, dışarıya yansıttıkları projeksi- yonlannı geri çekip-alırlar ve kendilerini bi- linçdışındaki dinamiklerden ayırmayı öğrenir­ler. Sonucunda, bireyin önünde öz varlığına (kendiliğine) uzanan bir yol açılır. Artık ister­se kendiliğinin sesini algılayarak, onun reh­berliğine başvurabilecek bir yetiye kavuşabi­lir.

  • Kendilik

Kendilik arketipi, bütün arketiplerin arke- tipidir. Her arketip gibi kendilik arketipi de gerçekleşme ve bilince çıkma çabası gösterir.

Bu, bireyin "kendisi olma” ile “tamam olma” tecrübeleriyle uyumlanması anlamına gelir. Kendilik arketipi, bu duruma uyum göstere­cek bir yönde gelişmesi için bireyi ruhen zor­lar. İnsan gelişiminin hedefi, bireyin kendiliği­ni (kendisi olma durumunu) gerçekleştirmesi­dir. Bu, "insanın öz varlığıyla tamamlanması” anlamına gelir. Bir insan ancak bilinçdışının dış dünyaya yansıttıklarını geri çekip-alırsa ta­mamlanabilir. Bilinçdışı içerikler, dışarıda yansıtıldıkları sürece bireyin ruhsal yapısına entegre edilemezler.

Kendilik arketipi, bütün arketipleri düzen­lediği için, kişiliğin (bilinç ile bilinçdışının) öz­nesi konumundadır; tıpkı "ben”in bilincin öz­nesi olduğu gibi. Her arketip gibi, kendilik ar­ketipi de kendini sembollerle ve resimlerle ifade eder. Aynı zamanda birliğin ve uyumun sembolü olan kendilik arketipi, buna uygun semboller yaratır. Dolayısıyla bu semboller; mandala, daire veya Yin-Yang gibi, polaritenin aşılmasını ifade ederler. Bu gibi semboller, kendilik arketipinin etkin olduğu bireysel tec­rübelerde ortaya çıkıp, bilincin kişilikte yeni bir ağırlık noktası yaratmak için genişlediği dönemlerde görünürler. Ruhsal bütünlüğünü düzenleyip bu doğrultuda gerçekleşmesi yö­nünde baskı yaratan kendilik, bireyin bütün kişiliğine hükmeder, bilincini genişletip, bire­yi kendisi olma ve kendisini gerçekleştirme tecrübesine yaklaştırır. Aslında her insanın aradığı şey, kendilik arketipidir.

Çünkü her insan kendisini gerçekleştirmek ve ifade etmek isteğindedir. Ezoterizmin ter­minolojisindeki "üst-kendilik” kavramı da bu­rada sözü edilen kendilik arketipinin karşılığı­dır. Burada ' bilinç genişlemesi” kavramının ne anlama geldiğini de açıklamak gerekiyor: Bi­linç genişlemesi; "bir yönüyle bilinçdışı bağ­lantıların kurularak buradaki içeriklerin tanın­masıyla ilgili bir süreç olarak kabul edilirken, diğer yönüyle bilinç alanının sınırlarını geniş­lettikçe bilinçdışından, giderek daha fazla içe­riği bilince çekip-çıkarabilmek" demektir.

  • Bireyselleşmeye Giden Yol

Kendiliği gerçekleştirmedeki temel geli­şim sürecine "bireysel gelişim süreci" de de­nilir. Bireysel sürecin temelinde, atılması ge­reken somut adımlar vardır. Bu amaçla, ilk ön­ce bireysel maske kimlik ele alınır. Kişi, birey­selliğini bastırarak geliştirdiği davranış biçim­lerini araştırır. Bireyselliğini engelleyen ve kı­sıtlayan rolleri tanımlayarak terk eder (yani maskeleri tespit ederek onları çıkarır). Bun­dan sonra bilinçdışı alanlara yönelir. İçindeki çocuğu iyileştirir. Bunun için geçmişte, yani çocukluğunda geçirdiği her acı dolu tecrübeyi ele alıp işlemesi gerekir. “Gölge entegrasyo­nu" da bununla bağlantılı bir çalışmadır. Birey bu güne kadar kendisinde bulunduğunu red­dettiği ve bu nedenle öteki insanlara yansıta­rak dışarıda mücadele ettiği içerikleri, artık kabullenip geri alır ve entegre eder.

Bu zor görevleri tamamladıktan sonra birey artık büyük bir özgürlükle kendi hayatını oluş­turur. Ama gelişimi burada bitmez. Sıra, ‘‘kol- lektif bilinçdışı”ndaki arketiplerin incelenme­lerine gelir. Bunlar, özellikle "anima” ya da “animus'un, yani eril ya da dişil prensiplerin arketipleridir. Bireyselleşme yolunda buraya


 

 


 

Ruhsal Yapıdaki Kişilik Alanlarının Şeması

 

 


 

  

 

Kendilik arketipi, diğer bütün arketipleri hem idare eder, hem de düzenler. Aynı za­manda varolan bütünlüğü kuşatır ve her kar­şıtlığın bütünlüğünü içerdiği için, birliği de (bütünlüğü) temsil eder. Gelişim yolunda kendilik aşamasına (öz varlığımızla bütünleş­mek) ulaştığımızda (bu, ancak arketip özellik­li olan projeksiyonları geri almamıza bağlıdır), kendimizi hem emsalsiz bir birey olarak algı­larız, hem de bütün evrenle "birlik" içinde hissederiz.


 

34
0
0
Yorum Yaz