09 06 2016

Usui Reiki Giriş - 4

  • “içimizdeki Çocuk”

Ruhun bedene bağlanmasıyla başlayan ve ergenliğe kadar uzanan çocukluk dönemi her insan için çok önemlidir. Erişkinlik çağında ya­şanılan birçok problemin kökeninde, çocukluk döneminde geçirilen acı dolu tecrübeler bulu­nurlar. İşte bu geçmiş tecrübelerin toplamına "içimizdeki çocuk” denilir. Genellikle her bire­yin içindeki çocuk yaralıdır. Yaşanan acı dolu tüecrübelerle yaralanan bireyin ruhu mutlaka iyileştirilmelidir, aksi halde bu tür ruhsal yara­lar erişkin olduğunda da onun yaşamını etkile­meyi sürdürürler. Öyle ki erişkin birey, hayatı­nı özgürce, serbest iradesiyle ve kendi karar­larıyla devam ettiremez bir hale gelebilir. Bi­rey, gelişen bilinciyle, içindeki çocuğun geçir­diği acı verici tecrübeleri genellikle bilinçdışı- na itse bile, bu içerikler etkilerini sürdürüp, iyice güçlenir ve bilince hükmetmeye başlar­lar. Sonradan pişman olsak da, bazı durumlar­da kontrolden çıkıp başkalanna karşı sergile­diğimiz davranışlann sebebi içimizdeki yaralı çocuktur. Bu gibi durumlar, güçlü duyguların eşlik ettiği âni patlamalar şeklinde görülür. O halde, eğer çocukluk dönemimizde aldığımız yaralann bizi kontrol etmelerini istemiyorsak, içimizdeki çocuğu iyileştirmek zorundayız.

  • ► “İçimizdeki Çocuğu” Yansıtıcı Sorular

Aşağıda verilen sorulann birkaçına "evet" yanıtı veriyorsanız, içinizdeki çocuk yaralı de­mektir.

  1. Daima herhangi bir şekilde başkalarına bağımlı bir hâle geliyor musunuz? Özellikle de eş ya da sevgili ilişkilerinde?
  2. Başkaları tarafından sevilmek, ilgi gör­mek ve önemsenmek için doyumsuz bir ihtiyaç içinde misiniz? Bu konularda doyum­suz birisi olduğunuz söylenebilir mi?
  3. Hangi şekilde olursa-olsurı, bağımlı olma eğiliminiz var mıdır? (Bu soru, alkol almaktan, çok kıskanç olmaya kadar uzanabilen bağımlı­lık yelpazesinde değerlendirilmelidir.)
  4. İlişkilerinizde sık sık hayal kırıklığı yaşı­yor musunuz?
  5. Kişisel ihtiyaçlarınızı sadece başkalan- nın karşılayabileceğine mi inanıyorsunuz?
  6. Sadece dikkat çekmek ya da saygı uyan­dırmak amaçlı girişimleriniz oluyor mu?
  7. Genellikle maddiyatçı bir yaklaşım tarzı­nı mı benimsersiniz?
  8. Kontrolünüzü kaybettiğiniz durumlarda, hiddetlenmeye ve öfkelenmeye ya da âni çı­kışlar yapmaya yatkınlığınız var mı?
  9. Kendinize güven ve saygı duyar mısınız? Yoksa bu duygulardan uzak mısınız? Başkala­nna güvenir misiniz?
  10. Depresyon yatkınlığınız varırıdır? Sık­ça yaşamınızın pek anlamlı olmadığını düşü­nür müsünüz?
  11. “Gölge”

Kişisel bilinçdışma ait bir diğer alan da "gölge”dir. Bireyin kişilik bütünlüğünde ay­dınlık (iyi) yanlar olduğu gibi, karanlık (kötü) yanlar da vardır. Kişiliğin karanlık yanının içe­riğini, kişisel zaaflar ve değer verilmeyen yön­ler oluştururlar. Her birey, kendisini tümüyle "iyi bir insan” olarak nitelendirmeye ve öyle görmeye eğilimlidir ve bu nedenle kendisine yakıştıramadığı özelliklerini ya da yönlerini baskı altına alır. Bireyin reddedip baskıladı­ğı kişilik özellikleri, giderek onun karanlık yanını, yani gölgesini oluştururlar “Gölge”, kişisel bir alandır. Birey bunun farkında olma­sa da, "gölge”nin kendine özgü bir dinamiği vardır. "Gölge” içerikleri öteki insanlara yansı­tılarak, bu içeriklerle dışarıda sürekli olarak mücadele edilir.

"Yansıtma" (projeksiyon); "insanın, kabul etmeyip-bastırdığı bireysel ruh bütünlüğüne ait içerikleri (huylarını ve özelliklerini) dışlaş­tırarak, benzer nitelikleri taşıyan bir başka ki­şiye yüklemesi" demektir. Birey, kendi bilinç- dışında baskılanan bu içeriklerin farkında de­ğildir. Bilinçdışı, bireyi kendi kişisel bütünlü­ğüne ulaştırma yönünde işlediği için birey, ki­şiliğinin parçalannı oluşturan yanlann hepsini tanımadan, bu bütünlük sağlanamaz. O ne­denle bilinçdışı, bünyesindeki içerikleri dışa- nya yükleyerek (yani onlan projekte ederek), bilincin dikkatini çekmek ister. İçerikleri dış­laştırıp belirginleştirebilmek için, yansıtma aracı olarak elverişli olayları kollar. Ya da ben­zer nitelikleri taşıyan insanları ve nesneleri kullanır. Böylelikle bilinçdışındaki yansıtma gücü sayesinde "ben”, bireysel bilinçdışında- ki içerikleri dışarıda algılayabilir. Ancak bu al­gılama, yansıtılan içeriğin bireysel kişilik bü­tünlüğüne ait bir parça olduğunu idrak etme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Her neden­se, tam da bu noktada, insan sıklıkla kendisi­ne sunulan bu fırsatı değerlendiremediği için ilerleme kaydedemez. Dışarıya yansıttığı İçe­riği geri çekip, onu kendi ruhuna ait bir yön olarak kabul etmek yerine, onunla bir müca­deleye girişir. Bu esnada, farkında olmadan projeksiyonu yüklediği kişiyle de çatışır. Ör­neğin; birey kendi kişiliğinde bulunan kibir gi­bi bir özelliği (kibir ruhsal bir içeriktir) gör­mezden gelip bastırıyorsa, bilinçdışı harekete geçer ve bilince ya da "ben”e kibir olgusunun, bireyin kişilik bütünlüğüne ait bir özellik oldu­ğunu göstermek ister. Bunu "ben”e göstere­bilmek için, dışanda bu özelliğe uygun bir in­san (projeksiyonu taşıyacak birisini) arar. Ki­birli birisiyle karşılaşılınca, bu insanın kibir özelliğine, yansıtılan kibir özelliği eklenir. Bu nedenle yansıtmayı yapan birey, kendi bilinç­dışı içeriğini yüklediği kişiyi gerçekte oldu­ğundan fazla, belki her yönüyle kibirli olarak algılar. "Ben", hem bu yansıtmadan habersiz­dir, hem de reddettiği için kendisinin de ki­birli olduğunun farkında değildir. İşte bu sa­kıncalı durumların bilinç tarafından kavranıl­ması zaruridir. Çünkü burada yansıtmayı yük­lenen kişi hem reddediliyor, hem de mücade­le aracı haline geliyor. Eğer yansıtılan içerik yansıtanın bilinci tarafından kabul görür de, yansıma geri çekilirse, birey ilgili içeriğin ken­disinde de bulunduğunu idrak eder. Böylece dışarıya aktarılıp bağlanan ruhsal enerjiler ge­ri alınıp, bütünlenme sağlanır. Bu durum ger­çekleştiğinde, öteki kişi olduğu gibi aygılamr: Yani, öteki kişi, üzerine yüklenen içeriklerden arınmış olarak salt kibirli yanlarıyla görülür.

Yansıttığını geri çekme işlemi, bireyin ken­disini (öz varlığını) gerçekleştirme yolunda atacağı en önemli adımdır. Bu adımla bireysel gelişimi şekillenir.

Bilinçdışında bastırılan kişisel özelliklerin yer aldığı alana "gölge” adı verilir. Birey, öte­kinin davranışlanna fazla sinirli tepkiler veri­yorsa, bu, aslında kendi gölgesini yansıtıyor ve gölgesindeki bir içerikle öteki kişi üzerin­den çatışmaya giriyor anlamına gelir. Küçük bir örnek: Bir kadın, güzel bir havada parkta dolaşırken bir başka kadına rastlar. Rastladığı kadın göğüslerini açmış güneşleniyordur. Göz­lemleyen kadın, böyle kötü bir şeyi kendisi­nin asla yapmayacağını düşündüğü için, bu görüntü karşısında rahatsız olur. Aslında onun burada yaptığı şey, bedenini serbestçe sergi­lemeyi kötü olarak nitelendirip, bu arzusunu bilinçdışında baskılamaktır. Ama baskılanan arzu yok olmadığı gibi, bilinçdışındaki etkisini de sürdürmeye devam eder. Hayata geçiril­mediği için, bu arzuyla ilgili olan ruhsal enerji kendisine bir boşalma yolu aramaya başlar. İşte tam o anda, burada örnek olarak verilen kadın, yansıttığı içeriği fark etmelidir. Bunu fark etmez de arzuyu reddedip kızarak tepki verirse, kendi gölgesinin içeriğini güneşlenen hemcinsine yansıtıp onunla dışarıda mücade­le etmeye başlar.

Kızgınlık ve reddetme hissi, daima belirli bir gücü gerektirip-sarf ettiren bir duygu duru­mudur. Özellikle reddetmenin ve öfkenin he­definde aslında kişinin kendisi bulunuyorsa, "gölge", onun ruhsal gelişimine engel olur. Dolayısıyla birey önce kendi “gölge”sinin far­kında olmalı, daha sonra dışarıya yansıttıkları­nı geri çekmeyi bilmelidir. “Gölgemizi” kabul etmek ve projeksiyonlarımızı geri çekip al­mak, bizim için bir yaşam görevi haline gelme­lidir. Çünkü dünyada bize ters gelen her şeyin sebebi kendi içimizdedir. Ama bunu anlama­mız ve bireysel hayatımıza entegre etmemiz oldukça zordur.

Her şeye rağmen hepimiz “Bir Olan”m, “Büyük Olan”ın, “Bütün Olan”ın, yani “Yara- tan”ın bir parçasını taşıyoruz. “Bir Olan”, insa­nı her yönüyle kuşattığına ve insanların hepsi “Bir”in içinden çıkıp geldiğine göre, tüm in­sanlar bu birliğe dahildir ve birliği oluşturan öğelerdir. Her insan “Bir Olan"ın farklı bir gö­rünümüyle yaşar. Bir ev hanımı, bir Porsche sürücüsü, bir siyasetçi, bir rahip ya da bir as­ker olması fark etmez. Çünkü bunların her bi­rinde: "Bir Olan”ın farklı bir görünümü ifade buluyordur. Genellikle "Bir”in bilincinde ol­madığımız için, ötekilerin “Bir Olan ’ın farklı bir görünümünü ifade ettiklerini, böylelikle bizim de başka yönlerimizi yansıtmakta ol­duklarını fark edemeyiz. Bizi sınırlayan, anlaş­mazlıklara ve çatışmalara sürükleyen birçok reddedişe sebep olan ve savaşa iten etken, işte bu farkındalığımızın eksikliğidir. Dışarıda reddettiklerimizin kendi “gölgemizi’’ yansıt­tıklarını idrak edersek, savaş açtığımız şeyin aslında kendimiz olduğunu anlarız.

“Gölge’’de sadece karanlık değil, aydınlık içeriklerin de bulunduğunu belirtmeliyiz. “Gölge "de yer alan aydınlık içeriklere, bireyin farklı sebeplerden ötürü yaşamaktan kaçındı­ğı tüm pozitif özellikler dahildir. "Gölge’deki bu aydınlık içerikleri de bilince taşımak gere­kir.

"Gölge” içeriklerine dahil olan üçüncü grup özellikler ise, içimizde varolan ancak geliştire­mediğimiz yatkınlıklarımız, becerilerimiz ve yeteneklerimizdir. Başka insanlarda görüp im­rendiğimiz tüm yetenekler, aslında bizim içi­mizde de varolan, ama gelişmedikleri için "gölge”nin bir parçası olarak kalan öz nitelik­lerdir. Bu yöndeki görevimiz, bu güne kadar hiç önemsemediğimiz yatkınlık, beceri ve ye­teneklerimizi geliştirmek ve desteklemek ol­malıdır.

  • ► “Gölge”yi Yansıtıcı Sorular
  • Hayatınızda neleri reddediyorsunuz? Si­ze ters gelen şeyler neler?
  • Başkalarında sizi en çok neler rahatsız eder?
  • Hangi şeyleri/neleri kötü olarak nitelen­dirirsiniz? Sizce kötü olan nedir?
  • Asla olmak istemeyeceğiniz bir şey var mı? Neden?
  • Belirli davranışlarından ötürü sürekli ola­rak çatıştığınız kişiler var mı?


 

  1. Pozitif davranmak istediğiniz halde öyle davranmadığınız durumlar var mı?
  2. Meselâ birisine yardım etmek istemeni­ze rağmen, yardım etmediğiniz oluyor mu?
  3. Yardım etme cesaretini neden göstere­miyorsunuz? Sebebi ne?

Buraya kadar anlatılanlarda görüldüğü gibi, bilinçdışında farklı alanlar ve katmanlar bulu­nuyor. Kişisel bilinçdışı, özellikle yaşandıktan sonra unutulan veya bastırılan (baskılanan) tecrübelerin ve algılann yerleşkesidir. Kişisel bilinçdışı bireyin hayat hikâyesiyle doğrudan bağlantılı olan içeriklerle ilgili bir alandır.

Yukarıda açıklananlar, insanın kişisel bi- linçdışıyla ilgiliydi. Bilinçdışında yer alan bir diğer alan ise "kollektif bilinçdışı’ dır.

12
0
0
Yorum Yaz