15 06 2016

Uyumlanmalar ve kişiye özel şifa çalışmalarım

Uyumlanmalar ve Kişiye Özel şifa çalışmaları, yakından olduğu gibi uzaktan da yapılabilir.   Yakından yapmış olduğum çalışmalarımı uzaktan da gerçekleştirmekteyim.   Sizler ile yapmış olduğum üç haftalık çalışma sistemini ve uyumlanmaları paylaşmak istiyorum.   UYUMLANMALAR USUİ REİKİ: Aşama: 100 Tl 2. Aşama: 150 Tl 3A (Master) Aşaması: 200 Tl 3B (Öğretmenlik) Aşaması: 200 Tl ALTIN ÜÇGEN (3. GÖZ): 150 TL ALFA OMEGA: 150 TL     ÇALIŞMA ÇİZGİMİZ   Hafta: Usui Reiki Şifa kanalı ile çalışıyoruz. İlk gün, çakralarımızda oluşan blokajları açma, şifalanma ve dengeleme. İkinci gün, Bilinç altı ve kod temizliği (sizin belirleyeceğiniz bir konu/durum/olay üzerinde). Üçüncü gün, auramızda ki enerji bedenlerimiz de oluşan blokajları açma ve şifalanma. Hafta: alfa Omega şifa kanalı ile çalışıyoruz. İlk gün,  Bireysel dinamiklerimizden olan, atalarımız vasıtası ile oluşan blokajlarımızın açılması ve şifalanma İkinci gün çevresel faktörler ve ataç enerji blokajlarının açılması ve şifalanma. Üçüncü gün, Bolluk bereket (maddi ve manevi) konularında oluşan blokaj açma ve şifalanma Hafta: Altın Üçgen ( 3. Göz) Şifa kanalı ile çalışıyoruz. İlk gün, Bireysel dinamiklerimizden olan geçmiş yaşamlarımızdan bu yaşamımıza taşıdığımız blokajların farkına varma ve blokajların açılması şifalanması. İkinci gün, Bireysel dinamiklerimizden olan anne karnı ve doğum anı travmalarının oluşturduğu blokajlarının açılması ve şifalanma. Üçüncü gün, ruhsal/spiritüel  bedenimizde oluşan blokajların a&cce... Devamı

14 06 2016

Bireysel Dinamikler

Dinamikler, bu bedenlerimiz üzerindeki yaşamımızda bize etki eden tesirlerdir. Bunlar “Geçmiş Yaşamlar, Atalar, Anne Karnı, Doğum Anı, Ataç Enerjiler ve Yaşamımızda Çevresel & Yaşama Biçimi” tesirleridir. Bu dinamikler, bireyin tekâmül yolunda sebep-sonuç prensipleri çerçevesinde bireye etki eden tesirlerdir. Geçmiş Yaşamlar Şuur’un ötesinde, şimdiki hayatımızda belli döngüsel olayları tetikleyen “Ana” etken dinamiğin, sembolik de olsa o yaşam parçasının bilincine varmamız istenilen şifalanma durumudur.  ATALAR   Tekâmülümüzde, enkarne olduğumuz aile içerisinde, maksimum 7 kuşaklık bir enerjisel bağlantı içerisinde bulunabilmekteyiz ve çeşitli yaşamsal sebeplerden ötürü sevgili atalarmızdan bize, onların bu dünya okuluna geldiklerinde oluşturdukları blokajlar miras kalmış olabilmektedir. Bu dinamiğin tesirleri de, bireye yaşamında aşılması gereken bir engel oluşturabilmektedir.   Anne Karnı ve Doğum Anı Anne karnındayken almaya başladığımız tesirler ile doğum esnasında yaşanan travmatik durumun kökeninde, geçmiş yaşamlarımızdan bu yaşamımıza getireceğimiz tesirlerin etkisi, daha doğrusu sebep-sonuç ilişkisi bulunmaktadır. Bu dinamiklere çalışmadan önce, geçmiş yaşamlar üzerine çalışmanızı tavsiye ederim. Çevresel Faktörler ve Ataç Enerjiler Bu dinamiğe, şimdiki hayatımızı şekillendiren çevresel faktörlerin, beslenmenin, kimyasal, elektromanyetik alanların vb. daha maddi çerçevedeki tesirlerin oluşturabileceği etkilerden şifalanmak ve arınmak için çalışabiliriz. Ataç enerjiler de, bize ait olmayan ama denk bir duygu & düşünce titreşimimize denk geldiğinde beraber aynı seviyede titreşip, bize ek... Devamı

14 06 2016

Aura ve Çakralar 2

İNSAN AURASININ KATMANLARI ►     Eterik Beden Eterik beden, tıpkı fizik bedenin yapısın­dadır, ona form verir ve onu destekler. Fizik   beden, eterik güç alanı olmazsa varolamaz. Zihnimizde bunu daha iyi canlandırabilmemiz için, bitki dünyasından aldığım bir örneği ver- mek istiyorum: Henüz büyümekte olan küçük bir bitki, eterik alanda bir model oluşturmuş- tur bile. Onun eterik bedeni önceden varol­muştur. Bitkinin çıplak gözle gördüğümüz madde (fizik) bedeni, çıplak gözle göremediğimiz bu yapı modelinin içinde büyümektedir. Herhangi bir uzvunu kaybeden insanların kaybolan uzuvlan, eterik bedenlerinde varol­mayı sürdürürler. Eksilen katı maddeli beden parçasıyla, eterik beden arasında sekteye uğ­rayan ilişki nedeniyle meydana gelen hayalî ağrılar ancak böyle açıklanabilir. Eterik be­den, diğer bütün bedenler gibi fizik bedene nüfuz eder ve yaklaşık 5 cm'ye kadar bir çap­la fizik bedenin üzerinde yayılarak onu sarar. Eterik bedenin rengi, kişinin keyif haline göre, mavi veya gridir. Bazı görüşlere göre, Reiki gücünün eterik beden düzeyindeki etkisi Akaşa ilkesinden kaynaklanır. Eterik düzeyde zaten yaşam gücü vardır. Biz, yaşam gücümüzü oradan sağlaya­rak enerji sistemimizi besleriz. Eterik düzey­de ışık ve yaşam gücü olduğu kesindir. O, va­roluşun bütün düzeylerine nüfuz eder. Şahsen ben, Reiki gücünün, spiritüel düzeydeki (ışık düzeyindeki) "akaşik prensipten” çıktığına ve astral düzeyden gerçek madde düzeyine ulaş­tığına inanıyorum. Çünkü eterik düzeydeki ışık... Devamı

14 06 2016

Aura ve çakralarBaşlık

Aura Ve Çakralar Her insanın fiziksel bedenine nüfuz ederek onu kuşatan bireysel bir aurası, bir enerji   bedeni ve bir de ışık bedeni bulunur. Aura, duyu gücünün artırılmasıyla algılanabilir. Au- ranın büyük bir bölümü süptildir ve tıpkı fizik beden gibi, o da maddî düzeye aittir. Aura; formuna, yapısına, içeriğine ve rengine göre insandan insana farklılık gösterir. Auranın gö­rünümü tesadüfen oluşmaz, bu görünümü be­lirleyen faktör, bireyin gelişim durumu ve zi­hinsel yapısıdır. Auranın farklı katmanlan (bir manâda kat kat bedenleri) ve bunların üzerin­de çakraları vardır. Çakralar saat yönünde şiddetli dönüşlere sahip olan enerji merkezleridir. Bunlann göre­vi, enerjiyi dışandan alarak insanın enerji sis­temine sevk etmektir. İnsan omurgasında, çakralardan sevk edilen enerjiyi organizmaya dağıtan bir enerji hattı (kanalı) bulunur. Dö­nüştürülen veya organizmada artık ihtiyaç du­yulmayan enerjiler, çakralar üzerinden tekrar dışanya verilirler. Bu dönüştürme süreci yaşa­mın temelidir ve her insanda mevcuttur. Omurgadaki “ana güç akımı" bütün çakralan birbirlerine bağlar. Her çakra, bedenin belirli bir bölgesini enerjiyle besler. Ana güç akımıy­la çakralar ve enerjinin nihaî hedef noktalan arasındaki bağlantı hatlanna “kanallar" denilir. Auranın kanallan bireyin gelişim ve bilinç seviyesine göre farklı oluşumdadırlar. Bu ka- nallann oluşumuna göre, yaşam enerjisi insan organizmasına az veya çok miktarda akabil- mektedir.İşte kendimizi nasıl hissettiğimiz de buna bağlıdır. İçimizde akan yaşam enerjisi­nin miktarı ne kadar ... Devamı

11 06 2016

Usui Reiki - İyileşme ve ParaBaşlık

Reiki Ve Hastalıkların iyileşmesi Reiki, sıklıkla ‘ sadece” bedensel rahatsız- lıklan gideren bir enstrüman olarak görülür. Reiki'nin bedene pozitif olan etkileri vardır, bu doğru. Ama Reiki asıl gücünü insanın zi- hinsel-ruhsal gelişimi üzerinde yaptığı etkiler­le gösterir. Hastalıkların ve rahatsızlıkların ne­denleri zihinsel/ruhsal alanda etkinleşir. Rei­ki, entegrasyon (bütünlenme) sürecinde fizik­sel durumumuzu da etkilediği için, uzun vade­de bedensel sağlığımızı güçlendirir. Dolayısıyla iyileşme sürecine katkıda bulu­narak fiziksel hastalıkların tedavisinde yar­dımcı olabilir. Reiki ile yaşanan tecrübeler hem çok çeşitlidir, hem de bazen inanılmaz boyuttadır. Elbette Reiki'nin fiziksel hastalık- lan iyileştirme sınırlan vardır. Temelde her şey mümkündür. Ama hiçbir zaman abartılı ve boş ümitlere kapılmamalıyız. Dikkat ederek, başkalarına abartılı ümitler vermemeliyiz. Herkes bu alanda kendi deneyimlerini geliş­tirmek zorundadır. Başınız ağrıdığında kendinize Reiki verin. Bir yerinizi yaktığınızda, kendinize Reiki verin. Soğuk algınlığında kendinize Reiki verin. Rei­ki her zaman devreye sokulabilir. Reiki her za­man pozitif bir etkide bulunur ve hiçbir zaran da yoktur. Reiki’nin ağır hastalıklan iyileştirdiği veya iyileşmeyi hızlandırdığı söylenir. Buna rağ­men, ağır rahatsızlığı olan bir insana asla yal­nız Reiki ile iyileşebileceği ümidini vermeme­liyiz. Reiki, tıbbın yerine geçemez! Reiki, ta­mamlayıcı bir tedavidir. Ciddî bir hastalığı olan herkes, tıptan ve doktor kontrolünden asla kaçınmamalıdır. Reiki, ancak tedaviyi destekleyici bir şifa metodu olarak kullanılabilir. Reiki, hastalıklar­da iyileşmeye yardımcı olur. Bu nedenle Rei­ki’nin öncelikle bizi ... Devamı

11 06 2016

Usui Reiki - Yaşam Kuralları

Reiki Yaşam Kuralları Mikao Usui, Reiki'yle yaşadığı tecrübelerin neticesinde, saf Reiki uygulamasının yanı sıra, insanda ruhsal bir bilinçlenme sürecinin de başlatılması gerektiğini anladı. Usui, bu süreci desteklemek amacıyla, insana Reiki yolunda refakat edecek olan beş yaşam kuralını geliş­tirdi. Bu yaşam kuralları, tıpkı başka kurallarda olduğu gibi, bir yönden faydalı, diğer yönden de kısıtlayıcı niteliktedirler. Uygulaması için insanın kendi içinden gelmeyen yaşam kural­larını öne sürmenin bir anlamı yoktur. Çünkü insanlar sadece kendi tecrübelerini ve özellik­le de duygusal alanda öğrendiklerini hayatla­rına entegre edebilirler.   Güncel hayatta kendinizi bu kurallarla öz­deşleştirebilecek bir hâle gelirseniz, harika olur. Çünkü, siz artık Reiki'nin ruhunu tüm var­lığınızda yaşıyorsunuz demektir. Ancak çoğun­lukla (ki bu İnsanî bir olgu), herkes, her zaman yaşam kurallarına uygun bir şekilde davrana- mayabiliyor. Bu durumu bir trajediye dönüş­türmek gerekmez. Yapamadıklarımız için ken­dimizi suçlayarak, vicdan azabına kapılmama­lıyız. Böyle bir tutumla, sadece kendi gelişi­mimizi sekteye uğratırız. Bunun yerine, hatalı davranışımızı gözlemleyerek, tanımlayarak onun anlamını kavramalıyız. Çünkü o, bizim gelişim seviyemizin ayna­daki yansımasıdır. Usui'nin yaşam kuralları, bi­reyin, gelişim hedefinde bulunan koşulsuz sevgiyi yaşama yeteneğini geliştirmesiyle ör- tüşüyor. Bu beş kural, insanın ulaşması isteni­len hedefleri için formüle edilen öteki kuralla­rın farklı ifadesinden başka bir şey değil. Bu yaşam kurallarım hayata geçirebilsey- dik, Reiki'ye ihtiyacımız kalmazdı. Genellikle durum böyle ol... Devamı

11 06 2016

Usui Reiki - Bireyin Reiki Yolu

REIKI’NIN TARİHÇESİ Mikao Usui'nin Reiki’yi tekrar keşfedişiyle ilgili olarak anlatılan değişik hikâyeler adeta birbirieriyle yarış halinde. Bu hikâyelerin he­men hepsi masalımsı bir kurguya sahip. Usu- i’nin Reiki gücünü nasıl aldığı kesin olarak söy- lenemese bile, anlatılanların çoğu Reiki hikâ­yesinin özünü yansıtıyor; tıpkı şu hikâye gibi. Mikao Usui 19’uncu Yüzyıl'ın ortalarında Ja­ponya’da doğdu, gençlik yıllanndan itibaren Buddha’nm yaşamı ve düşünceleriyle yakın­dan ilgilendi. Bilgiyi ve aydınlanmayı amaç edinmek hususunda oldukça kararlı olan Usu- i, içinin derinliklerinde başkalarına yardım et­me arzusu taşıyordu. Çünkü tanıdığı insanlar ya mutsuz ya da hastaydılar. Çevresinde şahit olduğu ızdıraplar ve Buddha’ya duyduğu hay­ranlık Usui’de, tıpkı bir zamanlar Hazreti İsa ve Buddha'nın yaptığı gibi, insanlara yardım etme, onlara şifa verme isteğini ve ihtiyacını uyandırdı. Usui’nin içinde duyduğu bu arzu o kadar güçlüydü ki, şifa gücünü nasıl elde ede­ceğini bilmemesine rağmen arayışa koyuldu, laponya gezilerinde Buddhizm hakkında yap­tığı incelemeler esnasında bir çok keşişle ve bilgeyle görüştü, ama bir türlü arzuladığı he­defe yaklaşamadı. Uzun zaman süren arayışlardan sonra, bir Zen Kilisesi’nde tanıştığı, şifacılıkla ilgilenen bir manastır rahibinden şifa sanatı hakkında araştırma yapabilmek için destek gördü. Usui, iki büyük dinin, Buddhizm’in ve Hinduizm in sırlarını keşfetmek ve dinî yazıtlardaki bilgile­ri incelemek için Çince ve Sanskritçe öğrendi Hint Sutralan’ndaki yüksek titreşimli iyileştiri­ci güçler... Devamı

05 01 2011

MESNEV-İ ŞERİF

  1. CİLT (701 - 1400 Beyitler)  701 - 1400       Diğer emîrler de bir bir katar olup (birbirlerinin ardınca dâvaya kalkışıp keskin kılıçlar çektiler.)    Her birinin elinde bir kılıç ve bir tomar vardı; sarhoş filler gibi birbirlerine düştüler.    Yüz binlerce Hıristiyan öldü, bu suretle kesik başlardan tepe oldu.    Sağdan, soldan sel gibi kanlar aktı. Havaya, dağlarcasına tozlar kalktı. 705. O vezirin ektiği fitne tohumları, onların başlarına âfet kesilmişti.    Cevizler kırıldı; içi sağlam olan, kırıldıktan sonra temiz ve lâtif ruha malik oldu.    Ancak ten nakşına ait olan öldürmek ve ölmek, nar ve elmayı kırmak, kesmek gibidir.    Tatlı olan nardenk şerbeti olur, çürümüş olanın ise bir sesten başka bir şeyi kalmaz.    Esasen mânası olan meydana çıkar; çürümüş olan rüsvay olur, gider. 710. Ey sûrete tapan! Türü, mânayı elde etmeye çalış! Çünkü mâna sûret tenine kanattır.    Mâna ehliyle düş, kalk ki hem atâ ve ihsan elde edesin, hem de fetâ olasın.    Bu cisimde mânasız can; hilâfsız, kılıf içinde tahta kılıç gibidir.    Kılıfta bulundukça kıymetlidir. Çıkınca yakmaya yarar bir alet olur.    Tahta kılıcı muharebeye götürme, ah-ü figane düşmemek için önce bir kere kontrol et; 715. Eğer tahtadansa, yürü... başkasını ara; eğer elmassa sevinerek ileri gel!    Elmas kılıç, velîlerin silâh deposundandır. Onları görmek, size kimyadır.     Bütün bilenler, ancak ve ancak bunu böyle demişlerdir: bil... Devamı

05 01 2011

MESNEV-İ ŞERİF

  1. CİLT (1-700 Beyitler) CİLT  I   1. Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor:    Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın… herkes ağlayıp inledi.    Ayrılıktan parça parça olmuş, kalb isterim ki, iştiyak derdini açayım.    Aslında uzak düşen kişi, yine vuslat zamanını arar. 5. Ben her cemiyette ağladım, inledim. Fena hallilerle de eş oldum, iyi hallilerle de.    Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları araştırmadı.    Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak (her) gözde, kulakta o nur yok.    Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lâkin canı görmek için kimseye izin yok.    Bu neyin sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun! 10. Aşk ateşidir ki neyin içine düşmüştür, aşk coşkunluğudur ki şarabın içine düşmüştür.    Ney, dosttan ayrılan kişinin arkadaşı, haldaşıdır. Onun perdeleri, perdelerimizi yırttı.    Ney gibi hem bir zehir, hem bir tiryak, ney gibi hem bir hemdem, hem bir müştak kim gördü?    Ney, kanla dolu olan yoldan bahsetmekte, Mecnun aşkının kıssalarını söylemektedir.    Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir, dile de kulaktan başka müşteri yoktur. 15. Bizim gamımızdan günler, vakitsiz bir hale geldi; günler yanışlarla yoldaş oldu.    Günler geçtiyse, geçip gitsin; korkumuz yok. Ey temizlikte naziri olmayan, hemen sen kal!    Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı.    Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir vesselâm. *    *    *                                        ... Devamı

05 01 2011

MECLİSTEKİ ŞİİRLER

  Metindeki Şiirler Metindeki   Şiirler   I "Sen temmuz ayında, Nîşabur'da kar satan..." Senâî: Hadîkat ai-hakıyka ve Şarîat at -tarıyka; Müderris Radavî basımı; Tehran -Çap-hâne-i Sipihr. Hikâyet-i merd-i yah-furûş... s. 419.   "İşi bozulup şaşıran kişinin..." Rubâî veznindeyse de kimindir; bulamadık.   "Yoluna gül bahçelerinin..." Bulamadık.   'İşlediği işlerde inad eden kişiyi..." Bu da öyle.   "Biz gece yolcuları..." Öyle.   "Hakıykat erinin..." Öyle.   "Sen bana bir yürek ver de..." Hadıyka vezninde.   "Okluğumu, senin oklarınla..." Hadıyka vezninde.   "Ay yüzlüm geldi mi, ben kim olabilirim ki?" Senâî: Divan, Mudderris Radavî basımı, 1320 şemsî hicrî, Tehran, Çap-hâne-i Şirket; s. 678.   'Tek olur, birliğe ulaşırsan..." Bulamadık.   "Sevgili, öyle darma-dağan geldi ki..." Mevlânâ'nın bir rubâîsi. Abdülbâki Gölpınarlı: Rubailer, İst. Remzi K. 1964. S harfi, Rubâî: 8 s. 125.   "Halktan gelen zevkten..." Dîvân-ı Kebîr tere. İst R.K. c. II, 1958, s. 153, beyit 1227.   "Yüzüne karşı..." Senâî: Dîvan, Behramşâh'a ö... Devamı

05 01 2011

MECLİS

  6. BÖLÜM 6. BÖLÜM - Bu söz, anlaması için söze muhtaç olan kişiyedir. Fakat söz söylenmeden de anlayan kişiye söz söylemeye hacet mi var? Gökler, yerler, anlayan kişiye hep sözdür. Bunların hepsi de "ol der, oluverir" sözüyle bildirildiği gibi sözden doğmuştur. Yavaş söylenen sözü bile işiten kişiye anlatmaya koyulmanın, bar-bar bağırmanın ne lüzumu var? , Bir Arap şâiri, padişahın birinin tapısına geldi. Padişah Türk'tü, Farsça bile bilmiyordu. Şâir, padişaha arapça pek güzel bir kaside düzmüştü. Padişah tahtına oturmuştu. Bütün dîvan ehli huzurdaydı. Beyler, vezirler, teşrifata göre sıralanmıştı. Şâir, ayağa kalktı. Getirdiği kasideyi okumaya başladı. Padişah beğenilecek yerlerde başını sallıyor, şaşılması gereken yerde şaşkınlık gösteriyor, gönül alçaklığı gösterilmesi gereken yerlerde iltifatlarda bulunuyordu. Dîvan ehli şaşırdılar. Padişahımızın arapça bir söz bile bilmezdi; tam yerinde nasıl oluyor da başını sallıyor; yoksa arapça biliyordu da bunca yıldır bizden mi gizliyordu; arapça edebe aykırı bir söz söylediysek vay bizim halimize diyorlardı..Padişahın pek sevdiği bir kölesi vardır. Ona at verdiler, katır verdiler, mal verdiler; bir o kadar daha vermeyi de boyunlarına aldılar. Bize şu hali bildir, padişah arapça biliyor mu, bilmiyor mu? Tam yerinde nasıl baş sallıyordu; yoksa bu, keramet miydi, ilham mıydı, öğren de haber ver bize dediler. Köle bir gün fırsat buldu. Ava gitmişlerdi, birçok av avlanmıştı. Padişahı memnun gördü, hali sordu. Padişah güldü de vallahi dedi, ben arapça bilmem; amma başımı sallıyordu... Devamı

05 01 2011

FIHI MAH FIH

  6. BÖLÜM 6. BÖLÜM - Bu söz, anlaması için söze muhtaç olan kişiyedir. Fakat söz söylenmeden de anlayan kişiye söz söylemeye hacet mi var? Gökler, yerler, anlayan kişiye hep sözdür. Bunların hepsi de "ol der, oluverir" sözüyle bildirildiği gibi sözden doğmuştur. Yavaş söylenen sözü bile işiten kişiye anlatmaya koyulmanın, bar-bar bağırmanın ne lüzumu var? , Bir Arap şâiri, padişahın birinin tapısına geldi. Padişah Türk'tü, Farsça bile bilmiyordu. Şâir, padişaha arapça pek güzel bir kaside düzmüştü. Padişah tahtına oturmuştu. Bütün dîvan ehli huzurdaydı. Beyler, vezirler, teşrifata göre sıralanmıştı. Şâir, ayağa kalktı. Getirdiği kasideyi okumaya başladı. Padişah beğenilecek yerlerde başını sallıyor, şaşılması gereken yerde şaşkınlık gösteriyor, gönül alçaklığı gösterilmesi gereken yerlerde iltifatlarda bulunuyordu. Dîvan ehli şaşırdılar. Padişahımızın arapça bir söz bile bilmezdi; tam yerinde nasıl oluyor da başını sallıyor; yoksa arapça biliyordu da bunca yıldır bizden mi gizliyordu; arapça edebe aykırı bir söz söylediysek vay bizim halimize diyorlardı..Padişahın pek sevdiği bir kölesi vardır. Ona at verdiler, katır verdiler, mal verdiler; bir o kadar daha vermeyi de boyunlarına aldılar. Bize şu hali bildir, padişah arapça biliyor mu, bilmiyor mu? Tam yerinde nasıl baş sallıyordu; yoksa bu, keramet miydi, ilham mıydı, öğren de haber ver bize dediler. Köle bir gün fırsat buldu. Ava gitmişlerdi, birçok av avlanmıştı. Padişahı memnun gördü, hali sordu. Padişah güldü de vallahi dedi, ben arapça bilmem; amma başımı sallıyordu... Devamı

05 01 2011

FIHI MAH FIH

  5. BÖLÜM 5. BÖLÜM - Dedi ki : Bu ne lûtuftur ki Mevlânâ şereflendirdi bizi; hiç beklemezdim; gönlümden bile geçmezdi; buna lâyık da değilim. Benim gece-gündüz el kavuşturup onun kullarının-kölelerinin safında bulunmam gerekti; halbuki ona bile lâyık değilim hâlâ. Bu ne lûtuf? (Mevlânâ) buyurdu ki: Bütün bunlar, himmetinizin yüceliğinden. Yüce, büyük bir dereceniz var. Ağır, yüce işlere koyulmuşsunuz. Himmetinizin yüceliği yüzünden gene de kendinizi kusurlu görüyorsunuz; buna razı olmuyorsunuz; kendinize birçok şeyleri gerekli biliyorsunuz. Gönlümüz daima tapınızda; fakat, bedenle de şereflenmeyi diledik. Fakat bedenin de pek büyük bir itibarı var; hattâ itibarın da yeri mi? Beden, özle ortak. Özsüz beden, nasıl bir işe yaramazsa bedensiz öz de bir işe yaramaz. Hani tohumu, kabuksuz olarak yere ekersen baş vermez, tutmaz; fakat kabuğuyla ekersen tutar, büyük bir ağaç olur. Şu halde bu bakımdan bedenin de büyük bir kadri var; böyle de olması gerek zâti. Onsuz bir iş görülemez; hiçbir maksada ulaşılamaz; evet, vallahi de böyledir bu. Asıl, anlamı bilene, anlam haline gelene göre anlamdır. Hani derler ya "İki rek'at namaz, dünyadan da hayırlıdır, dünyadakilerden de." Amma bu, herkese göre değil; birisi olsa da dünya yüzünde ne varsa hepsine sahip olsa, bütün dünyanın malına-mülküne sahipken hepsi elinden çıksa, iki rek'at namazını kaçırmak, ona bundan da daha zor gelirse işte o kişiye göredir bu. Dervişin biri, bir padişahın yanına vardı. Padişah ona, ey z&ac... Devamı

05 01 2011

FIHI MAH FIH DİNİ

  4. BÖLÜM 4. BÖLÜM - Birisi, burada birşey unutmuşum dedi. (Mevlânâ) buyurdu ki: Dünyada unutulmaması gereken birşey var. Herşeyi unutsan da onu unutmasan korku yok. Fakat herşeyi yerine getirsen, hatırlasan, unutmasan da onu unutsan hiçbir şey yapmamış olursun. Hani bir padişah seni belli bir iş için bir köye yollasa, sen de gitsen de o işten başka yüzlerce iş basarsan, hangi iş için gittiysen onu yapmadın, başarmadın ya, hiçbir iş başarmamış sayılırsın. Şu halde insan dünyaya bir tek iş için gelmiştir, maksat odur. Onu başarmadı mı, hiçbir iş başarmamış demektir. "Gerçekten de biz, arzettik emâneti göklere ve yeryüzüne ve dağlara. Derken onlar, onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular ve onu yükledik insana; şüphe yok ki çok zalim oldu, çok bilgisiz bir hale geldi o." O emâneti göklere arzettik, kabul edemedi. Bir bak da gör, göklerden aklı şaşırtan ne işler meydana gelmede. Taşları l'âl, yakut yapıyor; dağları altın, gümüş madeni haline getiriyor. Bitkileri, yeryüzünü coşturuyor, diriltiyor, ölümsüz cennete döndürüyor. Yeryüzü de tohumları benimsiyor, meyveler veriyor, ayıpları örtüyor, anlatılmasına imkân bulunmayan yüz binlerce şaşılacak işler başarıyor, şaşılacak şeyler meydana getiriyor. Dağlar da çeşit-çeşit madenler veriyor. Bütün bunları yapıyorlar, yapıyorlar amma onlardan o bir tek iş meydana gelmiyor da o tek işi insan görüyor, başarıyor, "And olsun ki Ademoğullarını ululadık" dedi, "Göğü, yeri aluladık" demedi. Şu halde insanın elinden bir iş geliyor ki ne göklerin elinden geliyor o iş, ne yerlerin, n... Devamı

05 01 2011

FIHI MAH FIH DİNİ

  3. BOLÜM 3. BOLÜM - Birisi, gece-gündüz canım da, gönlüm de tapınızda hizmet etmede; fakat Moğollar'la uğraşmaktan, onların işleriyle oyalanmaktan vakit bulup da tapınıza gelemiyorum dedi. Mevlânâ buyurdu ki: Bu işler de Tanrı işi; çünkü Müslümanların emin olmalarına, aman bulmalarına sebep olmada. Onların gönülleri olsun da birkaç Müslüman, emniyet içinde ibadete koyulsun diye kendinizi, malınızla, bedeninizle feda ettiniz. Şu halde bu da hayırlı bir iştir. Ulu Tanrı madem ki böyle bir hayırlı işe meyil vermiş, ona aşırı rağbet göstermeniz Tanrı yardımına mazhar oluşunuza delildir. Fakat bu meyilde bir gevşeklik, bir usanç hâsıl oldu mu bu, Tanrı yardımından mahrum oluşunuza delildir. Çünkü ulu Tanrı, usanca uğrayan adamın, o işin öylesine bir hayırlı işe sebep olmasını istemez. Hamam gibi hani. Hamam sıcaktır amma o sıcaklığı, külhanda yanan ot, odun, tezek gibi şeylerdendin. Ulu Tanrı, görünüşte kötü görünen, insanı tiksindiren sebepler meydana getirir; görünüşte kötüdür amma adamın hakkında yardımdır, lûtuftur. Hamam bunlarla kızar, halka da faydası dokunur. Bu sırada dostlar geldiler, içeri girdiler. Özür getirerek buyurdu ki: Size kalkmıyorum, söz söylemiyorum, hal-hatır sormuyorum amma bu da ağırlamaktır. Çünkü herşeyi ağırlama, o vakte göre olur. Namazda babanın, kardeşin halini-hatırını sormak, onları ağırlamak yaraşmaz. Namazdayken dostlara, yakınlara iltifat etmemek, iltifatın, okşamanın ta kendisidir. Çünkü onların yüzünden kendisini ibadetten, Tanrıya dalıştan ayırmaz, hatırı dağılmamış olur. Onlar da azaba, azara hak... Devamı

05 01 2011

FIHI MAH FIH DİNİ

    2. BÖLÜM - Birisi, Mevlânâ söz söylemiyor dedi. Dedim ki: Sonucu o adamı yanıma benim hayalim çekti-getirdi. Şu hayalim, ona nasılsın, nicesin diye bir söz söylemedi. Sözsüz hayal, onu çekti buraya; hakıykatim onu sözsüz çeker de bir başka yere götürürse şaşılmaz bu işe. Söz, gerçeğin gölgesidir, parça-buçuğudur. Gölge çekerse gerçek haydi-haydiye çeker. Söz bahanedir; insanı insana çeken can bağdaşmasıdır, söz değil. Birisi yüz binlerce mucize görse, söz duysa, kerametler seyretse kendisinde o peygamberle, yahut o erenle bir can bağdaşması yoksa fayda etmez. İnsanı coşturan, kararsız bir hale getiren can bağdaşmasıdır. Saman çopünde kehlibarla birazcık can bağdaşması olmasa hiç mi hiç kehlibara gitmez. Herşeydeki cinsin cinsiyle bağdaşması gizlidir, gözle görünmez. Herşeyin hayali, insanı o şeye çeker. Bağ-bahçe hayali, insanı bağa-bahçeye çeker, dükkân hayali dükkâna. Fakat bu hayallerde düzenler de gizlidir. Görmüyor musun ki filân yere gidersin, pişman olursun, hayır sanmıştım amma dersin, değilmiş. Bu hayaller, örtüdür, âdeta; örtü ardında birisi gizli. Hayaller ortadan kalktı da gerçekler hayal örtüsü olmadan yüz gösterdi mi kıyamet kopar orda. Hal böyle olunca da pişmanlık kalmaz. Seni çeken her gerçek odur, başka şey de ondan başka değildir, seni çeken gerçeğin ta kendisidir. "O gün, gizli şeyler meydana vurulur." Bu sözün de yeri mi ki söylüyoruz. Gerçekte çeken birdir, fakat sayılı gö... Devamı

05 01 2011

FIHI MAH FIH DİNİ

    RAHMÂN VE RAHİM ALLAH ADÎYLE; ONA DAYANIRIM BEN   1. BÖLÜM: "Bilginlerin kötüsü, beyleri ziyaret eden bilgindir; beylerin hayırlısı da bilginleri ziyaret eden bey. Ne güzel beydir yoksulun kapısındaki bey; ne kötü yoksuldur beyin kapısındaki yoksul." Halk, bu sözün dış anlamını almıştır. Onlarca bilgin kişinin, bilginlerin kötülerinden olmaması için beylerin tapısına gitmemesi gerektir. Halbuki sözün anlamı, onların sandıkları gibi değildir. Asıl anlamı şudur: Bilginlerin kötüsü, beylerden yardım gören, beyler yüzünden düzelen, doğru yolu tutan kişidir. Beyler bana ihsanlarda bulunsunlar, beni saysınlar, bana mevkii versinler kuruntusuyla, onlardan korkarak okumaya başlamıştır da beyler yüzünden işi düzene girmiştir; bilgisizliği bilgiye dönmüştür. Bilgin olunca da onların korkusundan, onların cezasından edep sahibi olur, ister-istemez doğru yolu tutar. Artık ne çeşit olursa olsun, ister görünüşte bey onun ziyaretine gelsin, ister o, beyi ziyarete gitsin, herhalde ziyaret eden odur, ziyaret edilense bey. Fakat bilgin, beyler yüzünden bilgiye sahip olmamışsa, önceden de, sonradan da bilgisi Tanrı için elde edilmişse o başka; balık nasıl sudan başka bir yerde yaşayamazsa, elinden başka bir şey gelmezse bu bilgin kişinin ele yolu-yordamı, ancak doğru yola gitmektir; bu, onun kendi huyundandır. Bu çeşit bilgini yürüten, çekindiren akıldır. Zamanında, bilsinler-bilmesinler, herkes onun heybetinden çekinir; onun ışığından onun aksinden yardım ister. Böylesine bilgin, beyin tapısına gitse bile gerçekte ziyaret eden beydir, ziyaret edilen kendisi. Çünkü herhalde bey, aldığını ond... Devamı