14 06 2016

Aura ve Çakralar 5

  • Düşünceler Ve Duygular

Aura ve çakralar bilincin aynadaki yansıma­sıdır. Auramız, nasıl düşündüğümüzün, ne şe­kilde davrandığımızın ve neler hissettiğimizin görüntüsüdür.

Koşulsuz sevgiye mâni olan şey duygular­dır. O halde duygularımızı değiştirmemiz ge­rekir. Duygularımız, zihinsel yapımıza bağlı olarak yönlenirler.

Düşünceye uyan duygu yönlenmesini Ör- neklendirebiliriz. Bir karı-koca düşünelim. Ko­ca bir akşam işten eve dönmekte gecikir. Karı­sı, kocasının gecikmesini düşünce boyutunda değerlendirmeye başlayınca, kafasında vardı­ğı karara uygun duygular da belirmeye başlar.

Meselâ kadın şu çift yönlü değerlendirme­de bulunur: Bir taraftan kocasının oyalandığı­nı, trafiğe takıldığını ve eve zamanında gele­bilmek için her şeyi denediğini düşünür; böy­le düşünürse kocasını karşılarken duygusal, anlayışlı ve rahat olur. Diğer taraftan, kocası­nın bir başka kadını görmek içir, özellikle ge­ciktiğini düşünür. Bu düşünceyle kıskançlık duyguları kabanr, korkar ve kocasına kızdığı için onu öfkeyle karşılar.

Demek ki, aynı durum farklı düşünceler eş­liğinde (durum nötr olsa da) farklı duygusal tepkilere yol açabiliyor. Duygusal tepkiler, ta­mamen zihinsel yapıya ve ona eşlik eden dü­şüncelere bağlıdırlar.

Koşulsuz sevmek istiyorsak, duygulanmızı değiştirmek zorundayız. Duygularımızı ise, an­cak düşüncelerimiz vasıtasıyla değiştirebiliriz

Küçük bir resim örneğiyle bu durumu açık­lamak istiyorum: Koşulsuz olarak sevmeyi ba­şaran bir insanın saydam bir kristali andıran, tertemiz bir zihin (mental) yapısı vardır.

Oysa genellikle bizim zihinsel yapılarımız bulanık ve kirli bir kristali andırır. Bu, bazı ya­şam alanlarımız için kısmen elverişli olsa da, onda koşulsuzca sevmemizi engelleyen bir çok kirli alan (yaşam görevlerimiz) bulunur İşe, düşüncelerimizi değiştirmekle başlamalı­yız: Reiki’deki zihinsel tekniği kullanarak


 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 


 

 

 


 

zihinsel yapımızı değiştirebilirsek, duygusal enerji hareketleri, bu güne kadar alışık olduk­ları yolu artık kullanamazlar. Çünkü, zihinsel bedenin yapısıyla duygusal bedenin enerji bulutçuklan arasında bir uyuşmazlık oluşur. Duygusal enerjiler zihin yapısına uyarak hare­ket ettikleri için, mevcut olan yapıda engelsiz akabilmek amacıyla değişmek zorunda kalır­lar.

İnsan, sürekli olarak öğrendiği için (veya öğrenebildiği için) zihnindeki yapı modelleri

sıkça değişir. Duygulann buna uyum süreci, genellikle birey için acı vericidir. Bir enerji be­deni olan aura, devamlı ışıldayarak kendine uygun durumlarla çekim alanı yaratır.

Auramız bizi daima kendimize ayna tutan olaylarla yüzleştirir. Biz de bu vesileyle duy­gularımızla zihin modelimiz arasındaki uyum­suzluğu öğrenerek aşmaya çalışırız. Hayattaki öğrenme süreçleri işte bundan dolayı hep acı vericidir. Şimdiki bilincimiz, auranın ve çakra- ların enerjetik çekim gücü sayesinde bizi bir


 

sonraki öğrenme adımını temsil eden insan­larla ve olaylarla temasa geçirir.

Auradaki formlarımızı ve yapılarımızı, ter­temiz bir kristali andıran bir hâle getirene dek öğrenmeye devam etmek durumundayız. An­cak o zaman "koşulsuz sevgi” adını verdiğimiz nötr enerji bedenlerimizde sürekli olarak aka­bilir. Bunu, Hz. İsa’nın ve Buddha'nın bilinç düzeylerinde somutlaştırabiliriz.

Hayatta karşılaştığımız her problem, aslın­da bizi onlarla aynı bilinç düzeyine (bu hede­fe) yaklaştırmak içindir. İnsan, olaylar arasın­daki bağlantıları bütünüyle görebilme yetisin­de olmadığından bu durumu değiştiremez.

Tekrar edelim- Bilincimiz, kendisini (sanki aynaya bakıyor gibi) auramızda yansıtarak ifa­de bulur. Auramız, enerji bedenimizdir. O, enerjileri yayar, çeker, iterek uzaklaştırır ve öteki enerjilerle birleştirir. İşınımımıza uyan olayları hayatımıza çekeriz.

Bunları sevinç, şans, hüzün, hastalık veya kader olarak isimlendirebiliriz. Bu durumlar, düşüncelerimizin ve bu güne kadar geçirdiği­miz öğrenme sürecinin bir ürünüdürler. Bilinç­li veya bilinçsiz kendi dünyamızı yaratan güç, düşüncelerimiz ve zihin modellerimizdir.

Aynı şeyi devamlı olarak düşünmek, zihin­de, düşünülen o şeyin bir görüntüsünü yaratır. Dolayısıyla temkinli olmalıyız, çünkü insan bi­reysel düşünceleri ile kendi dünyasını yaratır­ken, onu, bütün pozitif ve negatif yönleriyle birlikte oluşturur.

Madde âlemi, madde-üstü âlemin bir yan­sıması olduğuna göre, psikolojik yapımız ken­disini, bu güne kadar vardığı gelişim seviyesi­ne uygun olarak bedenimizde ve özellikle de auramızda ifade eder.

Aura her an astral düzeyden yaşam enerji­si alarak bunu ilgili kanallar üzerinden bireyin enerji sistemindeki bütün alanlara dağıtır (ya­ni hem madde, hem de madde-üstü bedenle­re yayar). Bu kanalların temizliği, yaşam ener­jisinin serbest akmasını sağlar Bıı kanalların içinde enerji akışını zorlaştıran blokajlar bulu­nabilirler. Bu bakımdan öncelikle aura kanal­larının temizlenmesi gerekir. Aura kanallarının temizliği "uyumlanma” ile sağlanır.

 

21
0
0
Yorum Yaz